12 Ocak 2009

2009 Model Reklamcılık...

Türk reklamcılık sektörü ilk gününden bugüne çok büyük bir yol kat etti, şu an itibariyle ülkemizin en modern ve uluslararası kalite düzeyini yakalamış ender sektörlerinden biri durumunda. Bunda sektörümüzün teknolojiyle uyumlu çalışması ve nitelikli iş gücünün yani çalışanların kendilerini geliştirmeleri etken oldu. Uluslararası arenada kazanılan ödüller, yurtdışına çalışmaya giden türk reklamcılar, global markaların ajanslarımıza güvenleri sektörümüzün nasıl bir noktaya geldiğini gösteriyor.

Ama herşey bu kadar güzel görünürken 70 milyonluk bir ülkede reklama ayrılan bütçeler hala ne yazık ki istenilen düzeyde değil. Hala istenilen o atılımı gerçekleştiremedik. Bir türlü 2 milyar dolar barajını aşamıyoruz. Bunda en önemli etken sanıyorum şu anda olduğu gibi kriz döneminin 4-5 yılda bir ülkemizi vurması. Tüketiciler tam harcama yapmaya, hayat tarzlarını değiştirmeye başladıkları anda tekrar sıfır noktasına geliyorlar. Harcamalar kısılıyor, sadece hayatları için gerekli ürünleri satın alıyorlar.

Peki bu dönemde sektör olarak biz napıyoruz? Ne yazık ki kriz dönemlerini fırsata çevirmek istemeyen müşteriler yüzünden çoğu ajans güç ve kan kaybediyor. Çalışanlar işsizlikle mücadele içine giriyor. Yani tam kapasite çalışan bir fabrika birden günde yarım vardiya çalışmaya başlıyor.

Kriz dönemlerinde nedense adı sanı duyulmayan, normalde tvye çıkması imkansız markalar reklam kuşaklarını süslüyor. Ben bunlara karşı değilim ama profesyonelce yapılmayan bu işlerin çekim kalitesinden, reklam fikrine kadar çok kötü olduklarını söylemem gerek. Bu konuda onları suçlamıyorum devlerin olmadığı yerde cücelerin sözü geçmeye başladıysa şapkamızı önümüze alıp düşünmek gerek sanıyorum. Çünkü bu sektörümüzün kalitesinin düşmesine neden oluyor.

Bu durumda sektörümüzün medya ile olan iletişimi de çok önemli tabii. Medyanın bire bir kazanç kapısı olan reklamcılık sektörü her daim medyayı beslemekte. Ama bir yaptırımımız söz konusu değil ne yazık ki, eline kamerayı alan reklam fikrini çekip yayınlıyor, kimsede bu ne böyle kardeşim standartların çok altında, ya iyi yap ya da böyle yayınlayamayız diyemiyor. Parayı veren düdüğü çalıyor...

Kendi içimizdeki gelişimi hem müşteri tarafına hem de medyaya da yaymamız gerekiyor. İşte o zaman sanıyorum yeni bir dönem bizim için başlayacak ve kriz dönemleri acı veren yıllar olarak değil fırsat yılları olarak anılmaya başlayacak. Bu doğru ise, şirketlerin kendilerini koruma altına almak anlayışıyla savaşmakta. Şirketler reklam yatırımlarını keserek, çeşitli satışa yönelik pazarlama oyunlarıyla canlı kalmayı kriz dönemlerindeki çıkış yolu olarak görüyorlar. Bir nevi bu dönemde kar etmemeyi ve çok az kar etmeyi baştan kabul ederek, en az zararla kurtulma yolunu seçiyorlar, risk faktörü şirketleri korkutuyor. Ama risk almadan büyüyemeceklerini de biliyorlar, tam bir çelişki yumağı.

Sonuç olarak reklam ajansları, medya ve reklamveren üçgeninde artık bir sıçramanın zamanı geldi. Bu sıçrama ise ancak bu 3 faktörün aralarındaki iletişimin güçlü olmasıyla olacak. Kısaca “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” felsefesiyle hareket etmedikten sonra ilerlemeden söz edilemez. Yoksa olduğumuz yerde saymaya devam edeceğiz.

2009 model reklamcılık yine bir sınav veriyor, bakalım sonunda ne olacak, bu dönem bize neler katacak, neler alıp götürecek?

Krizlerin fırsat olarak anılacağı nice yıllara...


Derviş Esen

Hiç yorum yok: